spastisite nedir

Spastisite, kasların kontrol dışı şekilde sertliği ve gevşetilememesi olarak adlandırılabilecek bir durumdur. Çeşitli hastalıklar merkezi sinir sisteminin ve beynin kontrollü düzende kaslara uyarımların gitmemesine ve kasların kasılıp, gevşemesine engel olmaktadır. ALS, MS, İnme, Periferik sinir yaralanmaları, Serebral Palsi gibi rahatsızlıklar bu döngünün bozulmasına vesile olmaktadır. Bugün spastisite nedir kavramı üzerinde fikirleri paylaşıp, mekanizmasını öğrenmeye çalışacağız. Çünkü yaşayan 12 milyon insan spastisite ile aktif bir şekilde mücadele etmektedir.

Spastisite mekanizması

Spastisite her daim hıza duyarlı bir bileşendir. Bir eklemi hızlı şekilde hareket ettirdiğinizde, spastisite belirginleşir. Buradaki ince ayrıntıya daha sonra değineceğiz ancak hız bileşeninin var olması, belirli soru işaretlerini ortaya kaldırmak ve mekanizmayı tam olarak anlayabilmek açısından bir hayli önemli.

Akademik bir tanımlamayla spastisite nedir diye sorguladığımızda rölatif gaba eksikliğine bağlı olarak inhibisyon (uyarımı sonlandırma) gerçekleşemediğinden kasların sürekli kasılı kalma halidir. Ancak bu tanım, farklı rahatsızlıklardan ötürü spastisite ile tanışmış hastalar için pek de açıklayıcı olmayacaktır. (Kaynak)

Burada periferal (çevresel) veya merkezi bir sinir hasarı vardır ve bu hasar hareketin en temel bileşeni olan kasların kasılıp, gevşeme düzenindeki görevlendirmeyi gerçekleştirememektedir. Bu düzeyde deneyimler, kişinin günlük yaşamda bağımsız olabilmesinin önünde de büyük bir engeldir.

En zorlanılan nokta, spastisite için gerekli olan inhibisyon yaklaşımlarının kompleks ve deneyime indirgenmiş düzeyidir. Çünkü insanoğlu sanıldığının aksine, bir anda yürüme deneyimi ile karşılaşmaz. Beyinde var olan motor kontrol mekanizması, çeşitli edinsel tecrübeler üzerine inşa edilir.

Bilim dünyasının bu konuda hakkında detaylı bir bilgi ağı olsa da, çoğu zaman bunu eyleme geçirmek sanıldığı kadar kolay değildir. Örneğin yürüme deneyimini kazanmak için, Quadripedal dönem olarak bilinen yer ile dört noktadan teması içeren (emekleme) gibi faaliyetlerin tecrübe edilmesi gerekir.

Bu tecrübe sınıflaması Serebral Palsi tanılı çocuklarda çok da kolay değildir. Çünkü bu dönemlerin birçoğunu spastisite unsuru nedeniyle homojen ve akıcı şekilde deneyimleme konusunda arzu edilen konuma erişememektedir. Birazdan bu mekanizmayı daha net anlatmaya çalışacağız ancak halen oturtulmamış hususlar var.

Kas tonusu nedir?

Spastisiteyi anlatmak için kullanılan artan kas tonusu ibaresi, her şeyden öte bir tanımı daha ortaya çıkarmaktadır. Tonus tam olarak nedir?

Kaslar kasılmaya hazır kalabilmek ve sizi hareket etmeye uyumlu kılabilmek için bir miktar kasılı kalırlar. Kaslar sanıldığının aksine bir bütün halinde, sinirsel komutla çalışma mekaniğine sahip değillerdir. Burada sürecin en önemli bileşeni kimyasal komponentlerdir.

Bu mekanizma da çoğu hastalıkta doğrudan veya dolaylı düzeyde etkileşim nedeniyle bozulmaktadır. Gevşeme veya kasılma için sağlanması gereken polarizasyon veya depolarizasyon tam olarak sağlanamayabilir.

Kısacası tonus için, kasın bir sonraki kasılmaya uyumlanabilmesi için gerekli bir adaptasyon demek mümkündür.

Spastisite nedir, ne değildir?

Spastisite var oluş mekanizmasıyla insanların merak ettiği olguların başında gelmektedir. Bu durum ile mücadele eden herkes çok net bir tanımlama yapar. Belirli kas grupları ısrarla spastisitenin hedefindedir. Ancak neden?

Spastisite, aslında sizin yerçekimine karşı mücadele etmenizin ve ona karşı koyabilmenizin en önemli enstrümanı. Bu açıdan irdelediğimizde spastisitenin aslında bir davranışsal kökeninin de olduğunu öngörebiliyoruz.

Burada en önemli hadise, kişinin spastisite varlığında yerçekimine karşı kazandığı deneyimdir. Bu deneyim, tekerlekli sandalye üzerinde gerçekleştiyse dizimizi bükmemizi sağlayan arka uyluk kası olan hamstring, kalçamızı bükmemizi sağlayan iliopsoas kasları spastisite inşa edecektir. Ayakta, destekli veya desteksiz taban altı basınç duyusuyla harmanlanmış ve yerçekimine karşı denge geliştirmeye çalışan bireylerde ise Quadriceps, Gracilis gibi kaslar hiperaktiviteye maruz kalacaktır.

Kısacası spastisite ile mücadele etmek için, onu sınırlandırılmış ve terminoloji ile harmanlanmış tanımların dışına çıkarmak gerekir. Vücut, şartlar veya durumlar ne olursa olsun her cisim gibi yerçekimine maruz kalır ve buna karşı geliştirilecek bir yapısal adaptasyon eğrisine girişir.

Bu ister bilinç düzeyinde, isterse bilinç altı mekanizmalar ile gerçekleşsin. Bunun burada hiçbir önemi yok. Ancak bu spastisite eğrisi, Brunstrom gibi ekollerin de tanımladığı gibi bir morfolojik bir değişim geçirir. Yani inşa edilmeye çalışılan spastisite, daha sonrasında istemli motor aktivite (bilinçli kullanım) seviyesinde re-organize olacak şekilde yapılandırılmalıdır.

Dolayısıyla spastisitenin, yaşanılan kötü anılara rağmen eğitilebilir ve bir nebzeye kadar (belki de tamamen) kurgulanabilir bir formatı vardır. Burada kişinin birçok avantajdan faydalanarak toparladığı duyusal ve motor girdiler, yerçekimine karşı mücadelesi sırasında büyük avantajlar sunacaktır.

Spastisite nedir ve nasıl ilerleme sağlarız?

Spastisite ile yüzleştikten sonra çaresizliğe kapılan bir grup insanın, haklı kaygılarını anlamlandırabiliyoruz. Ancak burada çözüm konusunda multidisipliner bir anlayışa ihtiyaç duyduğumuzu ve muhtemelen bunun da uzun bir süreye denk düşeceğini irdelememiz gerekiyor.

Beyin, her daim öğrenme konusunda kişinin motivasyon kaybı ve buna bağlı odaklanma problemi yaşasa da arzuludur. Bu beynin eğitilebilir (plastisite) tavrı ile doğrudan ilişkilidir.

Bkz: Nöroplastisite nedir?

Beynin veya çevresel sinir sisteminin bir rahatsızlıktan veya travmadan etkilenmesi onun öğrenme konusundaki azminden çok bir şey kaybettirmez. Bu yüzden doğru uyaranlar ve dizayn ile beyin kurgulanan düzlemde öğrenme davranışına devam eder.

Aslında spastisite için beynin eğitilmesi aşamasında kasların kontrolü üzerine odaklanmak yerine, onların yerçekimine olan davranışsal yaklaşımlarını benimsemek daha kontrollü ve tutarlı bir davranış şeklidir.

Bu söylemi daha net bir şekilde özetlemek gerekirse, Quadriceps kasını ele alabiliriz. Bu kas, dizi düzleştirmemize (kilitlememize) vesile olmaktadır. Ancak bu kası, izole bir şekilde düzleştirme üzerine odaklanmak, fonksiyonel anlamda kazanım pergelinde düşünüldüğünde verimli bir enstrüman olmayabilir. Özellikle yürümek gibi kompleks bir olgudan söz ediyorsak.

Spastisite ve yürüme ihtimali

“Spastisiteye rağmen” yürüme söylemi sıkça telaffuz edilse de, işin aslında bu tabir sinirsel bulguların devam ettiği bir düzende hatalıdır. Çünkü spastisiteye rağmen değil, spastisite sayesinde yürünebilir. Nasıl mı?

Spastisitenin sizin yerçekimine karşı duruşunuzun bir anahtarı olduğunu dile getirmiştik. Evet, burada istemli bir kas kullanımdan söz etmiyoruz ancak yerçekimine karşı koyabilmek için, tam organizasyon sağlanana kadar bu fikre sadık kalmamız gerekiyor.

Birçok hasta spastisite tanısına rağmen yürüme fonksiyonuna erişebiliyor ancak burada yürüyüşün kalitesi, olayın anlaşılmasından mütevellit. Yürümek, bir insanın deneyimleyebileceği en komplike hareket düzenlerinden biri olabilir. Çünkü yürüyüş sırasında kasların göstermiş olduğu hareket bileşenleri oldukça kompleks bir formdadır.

Gözden kaçırma  Bacak ağrısı ve nedenleri

Mesela bir kas kısalarak kasılırken, karşıt gruptaki kas uzayarak bacağın hızını ayarlamada görevlidir. Bu horizontal (yatay) düzende idame ettirilen yatak egzersizleri ile sağlanması oldukça güç bir deneyim. Çünkü burada ağırlık merkezinin etkinliğinden söz etmemiz teknik anlamda imkansız.

Yürüyüşe geniş bir perspektiften bakmak istiyorsak, insanların bir yerden bir yere hareket etmesine vesile olan bileşen şeklinde konumlandırmak yerine, ağırlık merkezinin ön veya arka düzende transferidir demek daha realist ve fiziki argümanı olan bir söylem olacaktır. Bu aslında yapılacak işin detaylandırılması safhasında da bir rehber olarak karşımıza çıkacaktır.

Kaslarımız özellikle yerçekimine karşı hareketi deneyimlediklerinde, ağırlık merkezini olabildiğince radikal bir biçimde kullanırlar. Ağırlık merkezinin önünde veya arkasında kalan kaslar, pozisyonlanmalarına göre oldukça farklı bir tavır takınırlar. Bu gelişen ortamın milisaniyeler gibi kısa sürede değiştiği de öngörülürse, yürümek sanıldığının aksine oldukça doğru kurgulanması gereken bir yapıdır.

Spastisite ve botoks kullanımı

Spastisitenin, istediğimiz bir şey mi, yoksa arzulamadığımız bir durum mu olduğu sorunsalı yıllarca tartışılmıştır. Burada klinik muayene ile bir doktor gözlemi kaçınılmazdır.

Çünkü bu zamana kadar kurgulanmış ve oturtulmuş spastisite, isteklerimizi karşılamak şöyle dursun, hareket paternimize müdahale eder bir tarza bürünmüş olabilir. Burada sadece sağlık profesyonellerinin sürecin yönetiminde hata yaptığını düşünmek yersizdir çünkü herkesin etkilenim düzeyi ve gelebileceği optimal koşullar farklıdır.

Yani burada sürecin kusursuz yönetilmesi, var olan cevherin açığa çıkarılması sırasında elzem olarak görülebilir ancak mevcut bilişsel koordinasyonun ötesine geçmek de bazı zamanlarda yersiz bir temenni olabiliyor.

Mesela bir inme hastası ilk dönemde olabildiğince süratli bir şekilde ayağa kaldırılır. Kimi zaman pasif (hareket içermeyen veya katılım gerekmeyen) şekilde bir cihazın yardımıyla da olsa bu gerçekleştirilir. Peki neden?

Çünkü yerçekimini doğru yönettiğiniz takdirde oldukça kusursuz bir deneyimi yakalarsınız. Biz, ne yaparsak, ne kadar güçlü olursak olalım yerçekimine karşı hareket etmekle mükellefiz. Yani onu ihmal edebildiğimiz hiçbir fiziksel veya mental düzen, onu elimine edemediğimiz takdirde yok.

Botoks kullanımı, tamamen uzman bir hekimin insiyatifiyle mümkün olur. Ancak burada şüphelerinizi gidermek açısından, az önce de dile getirdiğimiz üzere spastisiteden fayda görüp, görmediğimiz sorgulanır. Burada spastisite ile oluşmuş ve yürümeye yardımcı olan bir dinamik dengeden söz edebiliyorsak, spastik kasa botoks uygulaması kuşkuya düşer. Zaten uzman hekimler de bunun değerlendirmesini yapacaktır.

Spastisite eğitilebilir mi?

Şüphesiz buraya kadar olan düzende gerekli cevabı çoktan verdik. Spastisite, sanıldığının aksine korkunç veya olmaması gereken bir deneyim değil. Beyinde veya çevresel sinir sisteminde bir hasar olduğu takdirde, spastisite bize yardımcı olmak için inşa edilmiş ve doğru kontrol edilirse uygunluk seviyesinde optimal bir organizasyon sağlar.

İşte tam da burada, spastisitenin eğitilemeyeceği parametreleri de doğru analiz etmek bir hayli önemli. Çünkü spastisite her ne kadar eğitilebilir bir formatta olsa da, beyin hasarı veya sinir sisteminde gelişen komplikasyonlar doğru şekilde gözlemlenmelidir.

Kişinin duyusal bütünlüğü ve algısal oryantasyonu (katılımı, uyumu) oldukça önemlidir. Örneğin etkilenim üst düzeylerde olur ve işitsel veya herhangi bir duyuyla desteklenemezse öğrenim süreci gecikir.

Aslında burada beynin öğrenme sürecini destekleyecek her türlü deneyimin çözüm sıralamasında fayda getireceğini gözetebilmek gerekir. O yüzdendir ki, beyine farklı duyuların hepsiyle bütünlük sağlayabilecek bir girdi potansiyeli oluşturmak hayati bir önem taşır. Bu potansiyel, mental katılım ile desteklendiğinde ise bireyin kendi içinde optimal sonuçlara ulaşması mümkün olacaktır.

Spastisite tedavisinde germe yapmak faydalı mı?

Spastisite için kullanılan en yaygın komponent şüphesiz germe egzersizlerine yer vermek gibi görülebilir. Ancak bu kalıcı bir çözüm sağlamak açısından faydalı bir enstrüman gibi gözükmüyor.

Her ne kadar germe yapmanın (doğru referanslara dikkat edilirse) sonuç getirdiğine yönelik bir takım yaklaşımlar olsa da, sistem kasın kalıcı gevşemesine odaklanacak bir tedavi programı kurgulamaktır.

Germe yapıldığında fizik tedavi seansı içerisinde bir gevşeme sağlanabilse de, kalıcı bir tedavi için elimizdeki en kuvvetli argüman germe değil. Burada elde edilen gevşeme muhakkak hareket formuna yansıtılabilmelidir.

Çünkü germe yapsanız dahi, yerçekimine karşı duruşunuz ve fonksiyonelliğiniz aynı düzeyde kaldığından bu bölgedeki tonus artışı mutlaka devam edecektir. Burada gevşeme paterninin mümkün kılınması çözümsel dinamikte, ancak fonksiyona özgü ve yerçekimiyle olan mücadelenizde size katkı sağlayacak bileşenler ile olacaktır.

Spastisite nedir sorusuna cevap aradığımız bu yazıda, zaten spastisitenin tesadüfen gelişmediğini ve bunun aslında sizin yerçekiminize karşı mücadeleniz ile özetlenen teknik bir hadise olduğunu ısrarla dile getirdik. Öyleyse spastisite nedir denildiğinde germe, soğuk uygulama, ortezleme gibi yöntemlerin etkin bir vertikalizasyon (dikleşme, yerçekimine karşı hareket) deneyimiyle kuvvetlendirilmediğinde çözüm olmadığını okuyabilmek gerekir.

Spastisite nedir ve nasıl kontraktür yaratır?

Kontraktür, bir eklemin hareket düzleminde kısıtlanma olarak özetlenebilir. Çoğu zaman hiperaktif bu kaslar, eklemi pozisyonlandırma ve hareketi kısıtlama konusunda verimsiz bir sonuç sarmalını doğurabilir.

Örneğin spastisitenin en yaygın görüldüğü baldır bölgesindeki kaslar (gastrocnemius), yerçekiminin de etkinliği nedeniyle, gevşetme konusunda sıkıntı yaşanılan bir bölgedir. Özellikle ayağın biyomekaniksel yapısı bu hadisenin anlaşılması konusunda karmaşık bir formatı karşımıza çıkarır.

Sürekli olarak aktif olan bu kas, ayak bileğini aşağıya düşürür ve bu şekilde daimi şekilde pozisyonlar. Bu da ister, istemez ayak yapısının hareketliliğini kaybetmesi ve eklemsel olarak üstleneceği şok absorbsiyonu, bacak boyunun rölatif kısaltılması gibi hadiselerin gerçekleşmemesine vesile olmaktadır.

Bu safhada eklemsel olarak kontraktüre ilerleyen yapı, beraberinde kas sertliğini de doğurur. Tam da bu noktada kısır döngü formatında bir yapıyla karşılaştığımızda sonuca müdahale edebilmek çoğu zaman mümkün olmaz. Çünkü burada kasla beraber, kronik (kalıcı) şekilde değişim gösteren tendon yapıları da önemli ölçüde kısalır ve kasın çekiş açısı başta olmak üzere birçok mekanik bileşene doğrudan müdahale eder.

Dinamik ve statik kontraktür olmak üzere iki varyasyonuyla irdelenen bu yapı, ameliyat tercihinin değerlendirilmesinde de rol oynar. Dinamik kontraktür genelde istirahat sırasında var olan ve hareketle esneme payı bulunan yapılar için tariflenirken, statik kontraktür ise hiçbir şart ve koşulda esneme payı bulunmayan ve hareketi her daim kısıtlayan bir yapıdır.

Dinamik kontraktür üzerine ilaç veya enjeksiyon uygulamaları ile desteklenmiş fizik tedavi süreci etki gösterebilirken, statik kontraktür hiçbir formatta gevşeme olanağı sunmaz. Burada kas gevşetme ameliyatı, kas uzatma teknikleri cerrahi olarak bir uzman hekim tarafından muhakkak değerlendirilmelidir.