nöroplastisite nedir

Her yerde “kendiniz olun, kendinizi bulun, kendinizi keşfetin” argümanıyla salt bir tez oluşturuluyor. Haksız da sayılmaz. Ancak yetersiz. Çünkü size yön verecek ve aksiyonlarınızı planlamanızı, kararlar vermenizi sağlayacak bilişsel sistemi anlamadan bu süreci yönetmeniz hiç de mümkün değil. Hele ki Nöroplastisite kavramıyla tanışmadan insan beynini anlamak ve alacağınız aksiyonlarda başarı hedeflemek oldukça kusurlu bir yaklaşım.

NOT: Bu yazı temel bir başarı felsefesini pratiğe dökmeniz için beyninize nasıl bir yön vermeniz gerektiğine dair en temel yaklaşımı sergileyebilmek için detaylı biçimde yazılmıştır.

Çoğu zaman düz bir bakış açısıyla “yapamadık, olmadı” argümanına öylesine güçlü bir şekilde sarılırız ki, tekrar denemek kuvvetli bir cesaret gerektirir. Halbuki, bir işi ilk seferde yapabilmeniz çoğu zaman imkanlar dahilinde değildir. Neden mi?

İnsanoğlu var olduğu süreden bu yana beynin anahtarlarını ve davranışsal biçimini çözmeye odaklandı. Her ne kadar pratikte anlaşıldığı var sayılsa da, beyin insan için halen büyük bir gizemdi. Brodmann tarafından tanımlanan alanlar genel bir portföy çizse de, öğrenmenin pratikleri ve dinamikleri oldukça değişken bir tablo çiziyordu.

Nöroplastisite nedir?

İnsan beyni enteresan bir şekilde daimi öğrenmeye programlıdır. Çoğu zaman aklınızdan çıkan ve belki de odaklandığınızı düşünmediğiniz birçok parametrenin beyninizde stoklandığı bilinen bir gerçek. Hatta bu öylesine tesadüfi yerlerde aklınıza gelir ki, bunun nasıl olabildiğini anlamakta güçlük çekersiniz. Aslında burada insan beyninin çalışma pratiği üzerine odaklanmamız gerekiyor.

Vücudumuzda var olan duyular, reseptörler, uzay içerisindeki algı durumumuz veya emosyonel kararlar. Uzayarak gidebilecek liste, pratikte deneyimsel edinimlerin ne kadar kuvvetli olabileceğine dair bir çalışma niteliğinde. Siz farkında olmasanız da, vücudunuz ile beyniniz müthiş bir ahenkle veriler toplamaktadır.

Burada mucizevi bir terimle karşılaşıyoruz. Nöroplastisite. Beynin tekrardan eğitilmeye ve öğretilmeye iştahını anlatabilmek açısından oldukça kuvvetli bir tanımlama.

Bu terim zamanla oldukça kuvvetli felsefik bir düşünme pratiğinin inşa edilmesine olanak sağladı. İnsanların davranışsal biçimlerinden tutun, deneyimsel kazanımlarına kadar birçok parametrede beyne bakış açımızı değiştirdi.

Beynimiz uyumludur

Yaşadığımız tecrübeler, bulunduğumuz ortamlar, girdiğimiz ikili diyaloglar, verdiğimiz kararların sonuçları, değişik hava koşullarının vücudumuzda yarattığı deneyimler…

Bu liste uzayıp gidebilir. Birçok parametrede beynimiz deneyimlerini öğrenme sürecine dönüştürüp, adapte olmayı seçer. Bu adaptasyon kavramı o kadar kuvvetli ve çok boyutludur ki, birçok vücut dinamiğinizin adapte olmasına sebebiyet veren zincirleme bir yanıt mekaniği oluşturur. Nöroplastisite de basite indirgenerek anlatılmaya çalışılmış bu prensibe verilen isimdir.

İlk olarak 1948’de Polonyalı doktor Jerzy Konorski tarafından tanımlandı. Ancak bu kıymetli yaklaşım 1960’lara kadar hak ettiği ilgiyi göremedi. 1960’larda travmatik beyin hasarları ile bu kavrama olan sadakat arttı. Çünkü hasar görmüş beyin, bazı dinamikler ile tekrar öğrenmeyi başarıyor ve bunu eyleme dökme konusunda da kararlılığını koruyordu.

Bu kavramın böyle bir algı yaratması aslında birçok uzmanı endişeye düşürüp, kavramın derinliğinin kaybolduğuna dair bir tepki mekanizmasının oluşmasına sebebiyet vermekte. Çünkü onlara göre nöroplastisite tanımlanamayan olgular için bir kaçış yolu veya bir “şemsiye” görevi üstlenir hale gelmişti. Oysa ki, nöroplastisite çok daha farklı bir disiplindi.

While many neuroscientists use the word neuroplasticity as an umbrella term, it means different things to researchers in different subfields… In brief, a mutually agreed upon framework does not appear to exist” (2001).(Kaynak)

Onlara göre araştırmacılar ile klinisyenlerin kullandığı nöroplastisite farklı bir bakış açısına sahipti.

Beyin nasıl öğrenir?

Beynin öğrenme yaklaşımı oldukça farklıdır. Aslında öğretilen tekniklerin çoğu zaman aksine hiç hesapta olmayan öğrenim pratikleri, beyin tarafından kurgulanarak uygulanır.

Başarı hikayelerinin ortak noktası, defalarca denemek ve sonrasında belki de 1000. denemede başarıya ulaşmaktadır. Bu her ne kadar başarıdaki azim ve kararlılığın payı gibi görülse de, nöroplastisite burada en etkin görevi üstlenir.

Bu açıdan başarısızlıktan korkmak veya ondan soyutlanmak çoğu zaman pratikte karşılığı olmayan bir deneyimdir. Başarısız olan her girişim, önemli dersler edinmenizi sağlar. Siz denedikçe, hatalar belirginleştikçe aynı hataları tekrarlamadığınızı gözlemlemeye başlarsınız. Burada aslında beyin sürecin işletmesini ele almış ve sizin için optimal ve kararlı bir tavır ortaya koymaya başlamıştır.

Geçtiğimiz yıllarda kısa bir sürelik de olsa harika bir kitleye ulaşılabilmiş Pokemon oyununun tasarımcısı ve yaratıcısı John Hanke bu deneyimini “Bir gecede başarılı olmak 20 yılımı aldı” diyerek tanımlamıştı.

Nöroplastisite ve öğrenme deneyimi

Aslında bu 20 yıllık çalışmanın hiçbir basamağının verimsiz olmadığına dair en güzel örnekti. Yine Thomas Edison tarafından çok bilinen 1000 denemenin başarısızlığından gelen, 1001. deneme ile icat olunan ampülün başarı hikayesi de bu şekilde kurgulanmıştır.

Gözden kaçırma  Amigdala nedir? Amigdala korku ve karar mekanizması

Burada beynin aslında öğrenmek için iştahının ne kadar da azimli ve sürekli olduğunu anlamak mümkündür. Bir insanın 20 yıl veya bin denemeyi başarıyla ve aynı ısrarlar sürdürmesi bir kaos iken, beyin bu konuda hiçbir itiraz mekanizması oluşturmaz.

Başarısızlıklardan edinilen her deneyim pratikte bir çözümü de getirmektedir. Her başarısızlık nihayetinde bir başarısızlık olsa da, aslında başarıya giden yolda bir öğrenme sürecidir.

Beyin yaptığınız ve deneyimlediğiniz her hatayı bir çözüm mekanizmasıyla toparlamaya çalışır. 10 yıl önce okuduğunuz ve bilinçaltında yer edinen her deneyim, zamanı geldiğinde bilinç düzeyine yükseltilir ve pratikte kullanılabilir bir forma erişir. Bu her açıdan eşsiz bir deneyimdir.

Burada kuru kuru “evet beyin öğrenir, sen yeter ki dene” demiyoruz. Aksine hataları soyutlayarak, beynin öğrenmesine yardımcı olmak belki de en kudretli çözüm gibi gözüküyor. Ancak sahip olduğunuz nitelikler yapmayı hedeflediğiniz programın çok ötesindeyse bu beyin tarafından gelişimi uyarır. Hedefin doğru planlanması ve beyin tarafından gelişimsel basamakların doğru şekilde alınması ihtiyacıyla eylem planının doğru kurgulanması önemli bir statüdedir.

Nöroplastisite ve gelişim

Kişisel gelişim serüvenlerine en çok katıldığımız olgu kişinin kendi farkındalık düzeyini oluşturmasıdır. Motivasyon sözleri, öyküleri, hikayeleri ilham verici olabilir ancak çoğu zaman yetersizdir.

Şunu iyi ayırt etmemiz lazım, bir hedef uğruna çalışıyor ve motive oluyorsak bu konuda bilgi birikimimizi en üst düzeylere çıkarmak zorundayız. Yani başarının hiçbir çaba ortaya koymadan deneyimlemesi her zaman imkansızdır.

Mesela sağlıklı yaşam konusunda belli parametreleri kendisine rehber edinmiş kişilerin nöroplastisite ile nasıl bir ilgisi olur?

Beynin bir adaptasyon eğrisine sahip olduğu Hans Selye tarafından yıllar önce General Adaptation Syndrome adıyla anlatılmıştı. Siz kontrollü bir stresi göğüslersiniz, gelişimi uyarırsınız. Kas gelişiminin, kilo vermenin, bir fonksiyonu daha iyi yerine getirmenin de bu mentaliteden farkı yoktur.

Örneğin hedefimiz kas geliştirme ve bu sürecin nasıl yürüdüğünü anlamakta zorluk çekiyoruz. Nöroplastisite dediğimiz kavramın buraya uyarlanması doğrudan mümkün olmasa da, beynin eğitilebilir olması ve akabinde adaptasyon yanıtı geliştirmesi bu teoremin yalınlığa kavuşmasını mümkün kılar.

Siz doğru dozajda, ortopedik açıdan kusurlar içermeyen ağırlıkları kaldırarak beyne bu hareket formunda, bu ağırlık bileşeniyle zorlandığınızı değişik fizyolojik yanıtlar açığa çıkararak kanıtlarsanız ve vücudun bu mekanizmada geçerli şekilde süreci yönetebilmesine uygun beslenme rutini ve uyku takibi yaparsanız, gelişim kaçınılmazdır. İşin enteresan yanı, kas geliştirme gibi kullanılmayan veya öncesine göre daha az kullanılan kasların zayıflamasının (atrofi) neden olduğudur. Burada adaptasyonu daha net anlayabiliyoruz. Çünkü büyük kas kitlesi yüksek kalp debisi ve gereksiz enerji harcaması demektir. Eğer siz bunlara ihtiyaç duymuyorsanız, beyniniz sizin yerine bir karar vererek bu bölgede ilerleyici bir atrofi oluşturur. Tam sizin kullanmanız için gerekli olan seviyeye düşecek kadar!

En büyük hata insanı robot sanmaktır

İnsan eğitilebilir, insan öğrenebilir, insan gelişebilir. Robotlar da öyle. Ancak bazen bakış açısı öyle bir dar pergelde sıkışmaktadır ki, beyin faktörünün hesaba katılmadığı olgular görülemektedir.

Aynı uyarıma her insandan farklı tepkiler alabilirsiniz. Çünkü insanın beyni hem emosyonel hem de fiziksel uyaranlara karşı deneyimleri ile inşa edilmiştir. Dolayısıyla kurguda her beyin farklı bir hareket bilinci yaratabilir. İnsanı robot sanmak ve aynı işlerin tekrar edilmesiyle, aynı sonuçların alınacağı mentalitesi çoğu zaman hüsrandır.

İnsan bir robot değildir ve çevresel uyarımlardan, bilişsel yanıtlara kadar birçok parametredeki verileri toplayarak eşzamanlı bir sentez yapar. Bu da insanı diğer tüm canlılardan ayrı kılan bir bulgudur.

Kısacası öğrenmenin basamağı bol pratiktir. Ancak kuru kuruya pratik deneyim elde etmek değildir. Sürecin öğrenilmesi, gereksinimlerin karşılanması ve bol pratiktir. Bu öncüllerden herhangi birinin “es geçilmesi” sürecin başarısızlığı demek olabilir.

Nöroplastisite hakkında inanılmaz bilgiler

  • Yeni bir nöron ile 8 hafta veya daha eski nöronların maturasyonel (gelişimsel) yetileri yaklaşık olarak aynı düzeydedir. (Desphande ve arkadaşları, 2013)
  • Intermitting fasting (aralıklı oruç) beyinde adaptasyonel tepkiler oluşturan sinapsların oluşumunu destekleyebilir. (Vasconcelos ve arkadaşları, 2014)
  • Yetersiz uyku hipokampüs nöronları üzerinde ölüm veya kalıcı hasar bırakabilirken, yeterli uyku nöron üretimini sağlar. (Joo ve arkadaşları, 2014)
  • Düzenli fiziksel aktivite ve uygun vücut kompozisyonuna sahip olmak hipokampüs üzerinde atrofi (azalma, erime) etkisini ortadan kaldırabileceği gibi, gelişimi de sağlayabilir. (Niemann ve arkadaşları, 2014)