masabaşı

Masabaşı çalışma çağımızın en temel sağlıksal sorunlarından biri. Son yıllarda artan problemlerin tetikçisi konumundaki masabaşı çalışma pratiği, aslında son derece kusurlu yaklaşımları da beraberinde getiriyor. Punnett ve arkadaşlarının 1991 yılında yaptıkları bir araştırma bu sorunun mekaniğini ortaya koyma açısından son derece anlamlı.

Masabaşı çalışanlar neden risk altında?

Masabaşı çalışmak, insan fizyolojisinin tersi bir mekaniği beraberinde getiriyor olabilir. Her ne kadar son yıllarda gelişen ergonomi anlayışı ofis eşyaları üzerinde bir dominasyon yaratsa da, çözümsel pratikte yapılan hatalar ve bazı kusurların halen netliğe kavuşmamış olması risk unsurunu artırıyor.

JP. Liira ve arkadaşlarının 1996 yılında yani masabaşı çalışmaya bilgisayar kombinasyonunun dahil edildiği ilk yıllarda yaptığı araştırmalar beyaz yakalı çalışanlarda sağlık problemleri görülme sıklığının, mavi yakalara oranla daha az olduğunu tariflese de, risk unsurunun değerlendirilmesi konusunda ilham verici bir çalışmaya imza attı. (Kaynak)

Burada suçluyu bulma konusunda bir takım çalışmalar olsa da, iş pratiğinin de işin içinde olduğu öngörülürse oldukça başkalaşmış bir sağlıksal sorun tablosundan söz edebilmek mümkün. Birçok araştırma, son zamanlarda sayısı artan beyaz yakalı (white collar) çalışanlar ile çalışan nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan mavi yakalı çalışanların büyük bir risk altında olduğunu ve bunun çok çeşitli kulvarlarda karşımıza çıktığını gösteriyor.

İşin psikolojik yanını ilk etapta bir yana bırakacak olursak, beyaz yakalılara ait araştırmaların ilki Punnett ve arkadaşları tarafından 1991 yılında gerçekleştirildi. Bu çalışmada belirtilen öne eğilme, yana eğilme ve dönme gibi hareketlerin beyaz yakalıların çalışma ergonomisinde aşırılaştığını ve bunun ancak bir profesyonel gözlem ile modelize edilebileceğini gösterdi. Çünkü tariflenen açısal değerler ve statik duruş alışkanlıkları, sorunun derinleşmesi için yeterli bir unsurdu. (Kaynak)

Masabaşı çalışanlar için egzersiz faydalı mı?

Burada cevap vermek biraz güçleşiyor. Zira cevap verebilecek dinamiklerin çeşitliliği, sorunun yanıtındaki netliğin ortadan kaybolmasına vesile oluyor. Detaylı şekilde irdelediğimiz takdirde yanıtın felsefesi anlaşılacaktır.

İlk bakmamız gereken psikolojik faktörlerin sağlıksal problemlere zemin hazırlamasındaki yatkınlıktır. 2017 yılında Kanada’da gerçekleştirilen bir araştırma 3.7 milyon Kanadalı çalışanın aşırı stresli, 6.3 milyon Kanadalının ise stresli olduğunu gösteriyor. Burada işler biraz daha başkalaşıyor. Çünkü Kanada gibi alım gücünün ve financial fair (ekonomik adalet) kavramlarının üst düzeyde olduğu bir ülkede, çalışan stresinin parametreleri iyi gözlemlenmelidir.

Stresin iki tip çalışan eğilimine sebebiyet verdiği biliniyor. Bunlardan birincisi hiç kuşkusuz Mindfull Response olarak bilinen kişinin iradesinin ve üretkenliğinin korunduğu, sorunları çözme konusunda özgürlük ve yaratıcılık hissettiği edinsel tavır. Bir diğeri ise Autopilot olarak bilinen verilen komutları birebir uygulama ancak verimlilik ve üretkenlik gibi tavırlarda sınıfta kalma.

Stres faktörünün çok dominant olduğu koşullarda Autopilot ile denilenleri tam anlamıyla olmasa da robotik bir yaklaşımla ve muhtemelen memnuniyetsiz yerine getirmemiz beklenen bir hadise. Burada toplam çalışan popülasyonun çoğunluğunun bu konumda olduğunun ayırdına varmak gerek.

Mindfull Response mantığıyla çalışanlar

Bu grupta çalışanlar, kendilerini bir takım özgürlükler ile ödüllendirilmiş hissettiğinden veya deneyimlerinin azlığından sürekli üretken olmak zorunda hissetmektedir. Çalışma pratiğinde bolca sorunla yüzleşir ve bu sorunları göğüsleme konusunda çözüm üretebilecek teknik yeteneğe sahiptir.

Gözden kaçırma  Stres iyi mi kötü mü? (Stres kötü bir şey mi?)

Masabaşı çalışanların en sık yaşadığı sorunlardan biri hiç kuşkusuz “çalıştığımın karşılığını alamıyorum”, “gerekli takdir mekanizmasıyla ödüllendirilmiyorum” gibi komutlar. Bu doğrultuda düşünülse dahi stres mekanizmasının her sınıf personel için yüzleşilmesi gerekilen bir problem olduğu gerçeğini kabul etmek gerek.

O halde bunun çözümü var mı? Hiç kuşkusuz var. Özel ve titiz bir çalışmayla stres faktörünü, özellikle iş kaynaklı edinilen stres faktörünü ortadan kaldırabilmek mümkün.

Bir masabaşı çalışanın tükendiğini nasıl ve ne zaman anlarsınız?

İnsan anlaşılması güç bir varlık. Zira her insan, yılın bambaşka günlerinde genel problemlere dahi farklı tepkiler gösterebilmekte. Ancak bunun bir sır perdesi ile örtüştüğünü iddia etmek oldukça temelsiz.

Çünkü aslında insan, etkilenmediğini varsaydığı her deneyimden kendince nasibini alma konusunda “bilinçsiz” bir irade sergiler. Bu yüzden iş yerinin ve ergonomik koşulların bu yönde dizayn edilmesi sorunun çözümü konusunda oldukça mantıklı bir yaklaşımdır.

Bir çalışanın tükendiğini anlamanın yolları bilimsel anlamda oldukça kolay. Ancak bunun için birimlere ayrılmış koordinatörlerin doğru tespitleri yapması gerekir. Özellikle ülkemiz gibi hiyerarşik düzenin rijit (sert) bir şekilde empoze edildiği geleneksel yöntem metodolojilerinde çalışanların problemlerini üstlerine aksettirmesi çoğu zaman yersiz bir temenni.

Çalışanın iş kalitesinde düşme, ofis ortamındaki arkadaşlarıyla iletişim kurma gayretini yitirme, sürekli gözlemlenebilen yorgunluk hali, verilen görevleri ve sorumlulukları unutması, yüzeyel ve kısa nefesler alması, baş ağrısı, iştah kaybı, uykusuzluk ve göğüs ağrısı bir çalışanın tükendiğinde net bir şekilde ortaya koyduğu bilinçsiz yansımalardır.

Beyaz yakalının karşılaştığı ortopedik problemler nelerdir?

Bir beyaz yakalı, her zaman stres ve insani faktörler doğrultusunda yansımalar göstermez. Yapılan detaylı araştırmalar gösteriyor ki, bu tarz problemlerden 160 milyon kişi muzdarip ve bunların 58 milyonluk kısmında kesinlikle iş günü açısından bir kayıp var.

Yine Kanada’da gerçekleştirilen çalışmalar bu tarz problemlerin, Kanada hükümetine bir yıllık maliyetinin 33 milyar dolar tutarında devasa bir kayıp yaşattığını gösteriyor.

Hollanda’da 706 çalışan üzerinde yapılan bir araştırmada beyaz yakalıların %25’i bel ağrısı, %22’si kol veya omuz ağrısı, %8’i bacak ağrısı, %23’ü yaygın ve rahatlamayan yorgunluk, %7’si sırt ağrısından söz ediyor.

Bu korkunç bir istatistik! G. Waddell tarafından yapılan bir araştırmada takvim yaprakları 1996’yı gösterse de, sadece ABD’de çalışan nüfusun %40’ının bu problemlerin herhangi biriyle bir yıl içerisinde muhakkak uğraştığı yönünde bir veriyi bizlere sunuyor. (Kaynak)

Bkz: Ofis çalışanlarında bel ağrısı

İnsanın fiziksel olarak etkilendiği bu denklemde, verimliliğin stabil seyredeceğini ve bunun otoriter bir yaklaşımla tolere edilebileceğini söylemek yersizdir. Özellikle bu tarz ortopedik problemlerin iş üzerindeki dikkat ve problem çözmeye doğrudan tesir ettiği bilinen bir gerçek. Ofiste sıkça deadline (bitiş süresi) gecikiyorsa, sorumlulardan biri yaşanan ortopedik problemler olabilir.

Çözüm ise çeşitli bir bakış perspektifinden geçiyor. Tesadüfi eylem planlarıyla, bu kadar derin ve kökleşmiş bir sorunun çözümü mümkün değil.