İnsanoğlu ilk günden bu yana hep besin kaynaklarına ilgi duydu. Çoğu zaman fiziksel ve zihinsel yetkinliği de besin kaynaklarına erişebilme konusunda kabiliyetleri ile şekillendi. Ancak 19. yy’a kadar hiçbir zaman kahvaltı için günün en önemli öğünü tanımını kullanmaya ilgi duymadı. Ancak geride bıraktığımız bir asırda, kahvaltının etkin biçimde günün en önemli öğünü olduğuna dair inanışlarımız su götürmez bir gerçeğe dönüştü. Güncel normlarda irdelediğimizde bu yargının gerçeklik dünyasında karşılığı ne? Kahvaltının önemi bu kadar sansasyonel ise insanoğlu bu zamana kadar yokluğundan “kritik” şekilde nasıl etkilenmedi?

Kahvaltı: Günün en önemli öğünü

Kahvaltı 19. yy’ın henüz ortalarındayken, insanlık tarihinin daha önce hiç değerlendirmediği bir boyuta evrildi. Tarih boyunca üstüne çok düşünülmeyen bu öğün, aslında bizim için “en önemli öğün” sıfatını taşıyormuş! Ancak biz bunları binlerce yıl sonra fark edebildik(!) Şüphesiz sürecin böyle ilerlemesi için çok güvenilir ve sağlıklı kaynaklara erişmemiz lazımdı. Her şeyden önce insanlık tarihi ve kahvaltının önemi hakkında biraz yalın düşünme pratiği yapmamız gerek.

Aslında insanın evrende yaşayan birçok canlı ile ortak içgüdüsel bir döngüsü vardır. Besin kaynaklarına eriş, tüket, hayatta kal, bölgeni koru! Bu döngü her seferinde kusursuz bir ahenkte işler. İşsiz kaldığınız zaman bünyenizi saran kaygı dolu psikoloji aslında bu ilkel refleksin silueti olarak yorumlanabilir.

Kahvaltının tarihi ve insanlığın tarihi

İnsan tarihinde çoğu zaman besin kaynaklarına erişme hususunda saldırgan, merkeziyetçi ve gücünün yettiğine hükmetme konusunda özveriliydi. Birçok tarihsel reform da besin kaynakları ile yakından ilişkilidir. İnsanoğlunun göçleri, öz yurt edinimi ve daha birçok tercihi besin kaynakları ile yakından ilişkilidir. Göçebe yaşamın getirisi, etçil tüketimin otoritesini hakim kılarken yerleşik düzene geçişle beraber insanlık tarihinde “çiftçi” olarak adlandırılan sınıf varoldu.

Kahvaltı bu bağlamda çok yıllar sonra insanoğlunun masasında “özenerek” hazırladığı bir öğün olmaya başladı. Çiftçilerin edindikleri hasatlar ile oluşturdukları göreceli özenli sofralar 1800 yıllarına aitti. Tavuklar sabahları yumurtlardı ve yumurta da kolayca hazırlanabilir bir besin kaynağıydı. Ama tavuk hazırlanışındaki güçlük ve gerektirdiği süre gözetildiğinde hiçbir zaman bir kahvaltı öğününün parçası olamadı. 19. yy’da ise sanayi devrimiyle insanoğlunu bekleyen bambaşka bir yaşam tarzı vardı. Hızlı olmalı, gününün büyük çoğunluğunu kişisel imtiyazlarına değil, büyük sermayederlerine ayırmalıydı. Daha çok çalışmalı, daha çok üretmeli ve kapital düzende rekabette ayakta kalabilmeliydi. Yoksa tavuklarının sabah yumurtladığı yumurtaları düşmanları yerdi! Pek tabi, bu kahvaltı kültürüne de yansıdı.

Ancak kahvaltının diğer tüm ürünlerde olduğu gibi “pazarlama stratejileri ile tanışması” da tüketim toplumunun mimarı olarak bilinen Edward Bernays tarafından mümkün oldu. Firmalar için arz – talep döngüsünü müthiş bir şekilde çözümleyen Edward, daha öncesinde kadınların tütün ürünleri kullanabilmesi için toplumda “ayıplanan” bu durum için de çok mantıklı bir faaliyet yönetmişti. Bu sefer ise bacon için bir ticari faaliyete katılmıştı. Ona göre kahvaltı hafif tüketilmesi gereken bir öğündü ve bacon da hafifliğiyle kahvaltı için “kaliteli” bir tercihti. Bu kapsamda 5.000 doktorun da onayını alarak, bacon tüketimini yaygınlaştırmak şöyle dursun, sağlıklı kahvaltıyı da bacon ile özdeşleştirmişti. Bacon seçimi bugün bakıldığında hiç hatalı değildi. Tüketimi için süre gerektirmeyen, hazır işlenmiş bir gıda maddesiydi ve sanayi devrimi gibi insanların kendisi için ayırabildiği sürenin, çalıştığı süreyle oranla inanılmaz düşük kaldığı bir tabloda “müthiş” bir besin kaynağıydı!

Bacon harikaydı, bir de kadın işgücü ortaya çıkınca!

Bacon ticari olarak kusursuz bir önergeydi. Dönemin sosyolojik şartlanmalarına uyum sağlayan, tıbbi kanattan da destek bulabilmiş ve protein oranının yüksekliğiyle de insanlara vadedileni verme konusunda oldukça yeterliydi. Halkla ilişkiler denilince yakın tarihin gurur kaynağı Edward Bernays yine üstüne düşeni yapmayı başarmıştı. Ancak onun eforunun üstüne, reformist hareketler de eklenince kahvaltının önemi her geçen gün daha da anlaşılır bir hale geliyordu.

Kadın insan tarihi için hep kutsaldı. Anneydi, eşti, yol arkadaşıydı, eşinin cepheden dönmesini bekleyen bir fedakardı. Ama şimdi kollarını sıvayıp, sanayileşme çerçevesinde onun da çalışması gerekiyordu. Tarih boyunca insanoğlunun medeniyete ulaşabilmesi için özveriyle gücünü ortaya koymaktan çekinmeyen kadın, artık bir çalışandı!

Bu pek tabi olması gerekendi. Ancak sosyolojik tabanı bırakarak, konumuza geri dönüş sağlayacak olursak bu geçiş bazı dinamiklerde de değişime gebeydi. Kadının ev işlerine ayıracak süreyi limitlemesi, beslenme alışkanlıklarında da değişimi doğurdu. İnsanoğlu artık hiç olmadığı kadar çalışıyordu ve bunu çok erken saatlerde başlatıyordu. Kuvvetli kalabilmesi ve bu fiziki tempoyu göğüsleyebilmesi için kahvaltı ona en önemli desteği sağlıyordu. Daha doğrusu bu inanış, bu basit döngüyle kendine vücut bulabildi.

Gözden kaçırma  Çinko eksikliği belirtileri (Hangi besinlerde çinko bulunur?)

Mısır gevreği günün en önemli öğünü olabilir mi?

Başlık hiç şüphesiz mecazlar taşıyor. Çünkü kahvaltının önemi hususunda en çarpıcı reklam çalışmalarının yürütüldüğü ve bu konuda en çok sesin çıktığı çalışmalar bir mısır gevreğine ait.

Başarılı yürütülen bir reklam kampanyası neticesinde bugün daha detaylarını sorgulamadan, kahvaltının günün en sağlıklı öğünü olduğuna dair inanışımız sarsılmaz bir tabanda. Peki, mısır gevreğinin bu denli etkili bir reklam çalışmasını yönetebilmesinin arkasında sosyolojik bir taban olduğunu düşünebilmek sizce zor mu? Hiç kuşkusuz kahvaltı ile ilgili çalışmalara birazdan yer vereceğiz ancak bu reklam çalışması o döneme ait beşeri şartlar inanılmaz şekilde gözetilerek sürdürüldüğünden bu denli büyük etkiler yaratabilmiştir. Şüphesiz!

Kahvaltı yapmak kilo verdirir mi?

Bu konu birçok insanın kuşkusuzca inandığı bir teori. Kahvaltı yapmak, gün içinde tokluk sağlar ve insan da bu sayede gün içerisinde düzensiz öğün tüketmeyerek kilo verme hususunda önemli bir yol kateder. İlk bakışta mantıklı ancak her ne kadar mantık çoğu zaman her şey gibi yorumlansa da bilimsel normlara göz atmak gerekir.

2017 yılında yapılan bir çalışma, kahvaltı yapıp / yapmamakla kilo vermek arasında güçlü bir korelasyona rastlayamadı.

2013 yılında Cornell Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bir çalışmada öğrencilerin öğlen yemeğinde, eğer kahvaltı yapmadılarsa 145 kalori daha fazla besin tükettiklerini gözlemledi. Ortalama öğrencilerinin tükettikleri kahvaltının 625 kalori olarak tespit edildiği çalışmada, ilk etapta kahvaltı yapmamak daha az kalori alımını ifade ediyor gibi gelebilir.

Aslında Heather Leidy (University of Missouri)‘nin de söylediği gibi çalışmalar kahvaltı yaparak kilo verdiğinizi göstermese de, kahvaltı yaparak kilo alabileceğinizi de göstermiyor.

Tüm bu çalışmalar değerlendirildiğinde insanlar eğer kahvaltı tüketmiyorsa, yine bir besin kaynağına başvuruyor. Ancak bu “öğün” olarak değil “aperatif veya atıştırmalık” olarak geçiyor.

Melbourne kentindeki Monash Üniversitesi ise 13 kişilik bir grup üzerinde kahvaltı yapma, yapmama alışkanlıklarına göre kilo verme yüzdeleri arasında kuvvetli bir fark bulamadı. Yine aynı çalışmada kahvaltı alışkanlıkları olanların, gün içinde bir nebze daha fazla kalori tükettiğini gözlemlemiş olsa da kanıtsal niteliğinin güçlü olmaması nedeniyle buna doğrudan bir atıfta bulunmak haksız olabilir.

Kilo vermek öyle kolay ve zevkli olsaydı kim ip atlayarak yağ yakma serüvenlerine yenisini eklerdi ki?

Kahvaltının burada öneminden ziyade, sağladıkları analiz edilmelidir. Kahvaltı insanların değişse de, asırlardır tükettiği bir öğündür. Bunu bir “kilo verme” aracı görmekten ziyade, bunun bir öğün olduğunun farkına varılmalıdır. Zaten kahvaltının diğer öğünlere oranla üstün olduğuna dair bir çalışma bulmak güç. Kahvaltının kendi içerisinde, yapan ile yapmayanın farklı olduğu birçok parametre var. Ancak bu yine de kahvaltıyı birçok öğüne göre üstün kılmak konusunda bilimsel bir taban oluşturmaz.

Kahvaltı yapmamak sağlıksız mı?

Kahvaltı yapmanın önemi tartışılırken, bir yandan da başka bir çalışma ile kahvaltı yapmamanın yaratabileceği handikapları göz önünde bulundurmak gerek. Evet, kahvaltının diğer öğünlere göre çok daha sağlıklı olduğu, özellikle Türkiye’de olduğu gibi her şeyin yenilmeye müsait olduğu, kahvaltının “günahının olmayacağı” gibi inanışların bilimsel bir dayanağı olmadığını ve kahvaltı yapmanın kilo vermeye doğrudan etki etmeyeceğini anlatmaya çalıştık.

Sıra bir başka çalışmada. 16 yıl boyunca 27.000 erkek takip edildi. 2013 yılında yayınlanan çalışmanın sonuçları, kahvaltı yapmayan bu insanların yapanlara oranla %27 daha çok koroner kalp rahatsızlıkları ile yüzleştiğini gösterdi. Bunun için tek bir sebep öne sürebilmek güç olsa da, insanoğlunun sabah tüketemediği bu besin kaynaklarına günün farklı öğünlerinde ve kahvaltı yapanlara oranla “daha programsız” erişmeleri bir sebep gösterilebilir. Ancak dediğimiz gibi, bunun tek bir matematiğinin olduğunu öngörmek ne yazık ki güç.

İşin doğrusu, kahvaltı bir öğündür. Ancak diğer öğünler bir yana, kahvaltının önemi ve bütünlüğü diğer yana demek doğru değildir. O yüzden besin standartlarımızı kahvaltıda da korumalı, onun da diğer öğünlerde yapacağımız hatalar gibi “sonuçları olabileceğini” görmemiz gerekmektedir. Her şeyin azı karar, çoğu zarar mantığının gerçek dünyada da böyle karşılık bulabilmesi bizi şaşırtsa da, evrenin bir denge üzerine inşa edildiğini unutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Tüm iyi dileklerimle!