sporda genetiğin önemi

İnsanı, diğer canlılardan farklı şekilde yorumlamak ve yaşamsal deneyimlerinin fiziki performansına etki etmediğini varsaymak en hafif tabirle talihsizlik olabilir. Çünkü insan, zihinsel yetkinliği de hesaba katıldığında çevresel sezilerini ve tecrübelerini fiziki performansa dönüştürme konusunda en yeterli canlılardan biridir. Hatta çoğu zaman var olan bazı mekanizmaların sorgulanması, insanın da ilkel reflekslere ihtiyaç duyabileceğinin unutulmasından kaynaklanmalıdır. Her ne kadar asırlar önce insan, yaşadığı coğrafyanın üstünlüğünü ele geçirip, kendine güvenli alanlar yaratmış olsa da bünyesinde deneyimleriyle inşa ettiği refleksleri yaşamını sürdürebilme konusunda en büyük yardımcısıdır. Genetik ve spor ilişkisi, bu durumun varlığı ve spora yatkınlığın genetik faktörler ile belirlenip, belirlenemeyeceği de bu hadise uyarınca oldukça merak konusudur.

Genetik sporda önemli midir?

Genetiğin sportif faaliyetlerde bir üstünlük sağlayıp, sağlamadığı hususu oldukça tartışılan ve çoğunlukla bilgi eksikliğine bağlı olarak sonuçlanamayan bir kısır döngüye girmiş vaziyettedir. Aslına bakılırsa, genetik çoğu zaman üstünlük sağlamaktadır. Bunu inkar etmek bilimsel literatüre uzak kalmakla bağdaştırılabilir. Bu konuda her ne kadar net örnekler olsa da, henüz onlara geçmeden işin mantıksal kısmını ele almaya gayret edeceğiz.

İnsan vücudu, aslında farkında olmasa da yaşam şartları eşleniğinde yeni bir mimariye kavuşur. Çünkü beyin yapısı itibariyle tekrarlanan ve öğrenmek için bolca pratik edilen konularda kendisini geliştirmeye yatkındır. Siz bir işi farklı varyasyonlar, her gün aynı ısrarcılıkla tekrar ederseniz, beyniniz bu işi kolayca idame edebilmeniz için çaba ortaya koyar. Buna General Adaptation Syndrome* mekaniği ile vücudun diğer parçaları da dahil olacaktır. Kaslarınızın gelişimi, dengesel bileşenlerinizin zamanlaması, kalp veya akciğer performansınız da bu mantık eşliğinde kurgulanır. 

(*) General Adaptation Syndrome – Hans Seyle

Aslında burada insanı anlamak için; insanın yeryüzünde yaşamını sürdüren her canlı gibi adaptasyonlara “muhtaç” olduğunu görmek gerekir. Çünkü insan, doğanın verdiklerine gerek fiziki gerekse beşeri olarak uyumlanmak durumundadır. Bulunduğunuz ortamda “fiziki” ya da “beşeri” olarak uyumlu değilseniz, içgüdüsel bir seleksiyon ile karşılaşmanız da mümkündür. Hatta bu aşamada kaçınılmaz son olarak da değerlendirilebilir. 

İnsan bir alıcılar bütünüdür

Bir otomobil düşünün. Üstünde birçok parametrede hizmet veren sensörler vardır. Bu sensörler otomobilin her bileşende kalite algısını artırmakla kalmayıp, fonksiyon anlamında da katkıda bulunur. İnsan bu konuda otomobillere felsefi bir ilham kaynağı oldu mu bilmiyoruz ancak kendi başına bir alıcılar bütünü dersek yanılmış olmayız.

İşte bu “alıcı” olarak bilinen reseptörler aslında insana büyük imtiyazlar sağlar. Çünkü reseptörler kinezyolojik olarak katkı sağlamak bir yana, insana bulunduğu mekanın farkındalığını sunar. İnsan bilinci veya zihinsel yoğunluğu farklı bir yerde olsa da, çevresel her türlü uyarana karşı her daim “yanıt vermeye hazır” formattadır. Bu insana belli parametrelerde gelişme sunarken, belli parametrelerde “gerileme” vadetmiştir. Bununla ilgili bilimsel örneklere birazdan giriş yapacağız ancak insanı geliştiren mekanizmaları bilmek, genetik faktörlerin yaratabileceği avantajları ve dezavantajları idame edebilmeniz için oldukça gerekli.

Sempatik, parasempatik sistem ve spora etkisi

Çoğu zaman reaksiyonların ve reflekslerin varlığı sorgulanır. Burada sürecin güncel çağ normlarında teşhis edilmesi ve her insanın, sizinle aynı ortamda yaşamasının varsayımı sistemlerin veya reaksiyonların gösterilmesi konusunda problem ihtiva eder. Kaldı ki, böyle de varsayılsa bazen bizim akıl edemediğimiz bazı tehlike unsurlarına karşı vücudumuz bir öz savunma göstermek zorundadır. Bu aslında bizim hoyratlığımıza karşı, vücudumuzun ekstra sorumluluk üstlenmesinden ziyade yaşam dinamiklerini anlamamız için bir önemi bünyesinde barındırır.

Sempatik ve parasempatik sistem kurgusu için evrimin temellerine inmek ve insanın avcı – toplayıcı zamanlarını anımsayabilmek gerekebilir. Bunların her birinin deneyimler ile baki olduğunu dile getirirken, bahsetmek istediğimiz olgu tam olarak da budur. Çünkü insan avcı, toplayıcı ve göreceli ilkel bir kabile hayatı yaşadığı dönemlerde, kendi otokton arazilerinde, diğer canlılar tarafından “saygı” gören bir statüde değildi. Her şeyden önce kendini korumalı ve yaşadığı arazide gücünü muhafaza edebilmeliydi. Sempatik ve parasempatik sistemin önemini bu basamaklarda görebiliyoruz. Genetik ve spor ilişkisi incelenecekse başlanılması gereken temel yer hiç kuşkusuz burasıdır.

Biz burada değişimi, düzenlemeyi ve avantaja çevirmeyi edinebiliyoruz. Bu her ne kadar kalıtsal geçiş payı olan bir bileşen olsa da, edinselliği ve idame edilebilirliği ile sporcular için büyük bir avantaja dönüşebilir.

İnsanı stres geliştirir, stresi idame edebilme kabiliyeti geliştikçe fonksiyonel olarak da gelişim gösterir. Kontrollü stresin olmadığı durumlarda insanın zihinsel ve fiziksel gelişimi tamamen ortadan kalkar. Burada stresten korkmak yerine, stresin ne olduğunu ve nasıl yönetileceğini bilmek bizi daha güçlü ve büyük biri haline dönüştürecektir.
Furkan AKSUNGUR

Sempatik sistem insanı kontrolünün “azaldığı veya yeterli olmadığı” durumlarda, etkin hale gelerek, bazı karar mekanizmalarında size “yön verme” yaklaşımını psikolojik olarak sınırlar. Çünkü sempatik aktivasyon sırasında “kaçma, hızlı karar verme” becerisi üst limitlere yükselir. Sistemik reaksiyonlar da bu bağlamda başkalaşım geçirir.

Gözden kaçırma  Etkili Kalça Egzersizleri (Muhteşem Kalça Egzersizleri)

Bu karar verme mekanizması özellikle futbol, basketbol gibi sporlarda belirgin farklılıklar gösterir. Örneğin deplasman maçlarında sporcuların, kendi sahasında olduğu kadar rahat oynayamaması veya şampiyonluk için son dönemeçte çıkılan bir müsabakada hataların belirginleşmesi sempatik sistemin etkinliği ile örüntülüdür. Çünkü onun baskın tavrı, ister istemez sonuca da hükmeder. Hep söylenen bir sözdür, kendini kontrol edebilen, sakin kalan, yeterliliklere de sahipse müsabakada başarıya erişir. Bunun yegane amacı sempatik ve parasempatik sistem üzerindeki oto-regülasyonu sağlayabilmek üzerinedir.

Genetik faktörler sporcunun performansına etki eder mi?

Genetik ve spor ilişkisi bazı konularda dominant kazanım sağlar. Burada mantıksal düşünme süzgecinden ayrılıp, işi bilimsel bir tabanda değerlendirme gereksinimi ortaya çıkıyor.

Ahenkli çalışan bir vücudun milisaniyelerin önemli olduğu bir yarışta genetik edinimlerini ve avantajlarını kullanamayacağını öngörmek bir rüyadan ibaret. Bu hiç şüphesiz hatalı bir düşünme pratiğidir. Genetik ve spor ilişkisi, sporcuya avantajlar sağlayacaktır. Bunu göz ardı etmemek gerekir. Önemli olan bu avantajların boyutu ve “sahip olmayanlar tarafından egale edilip / edilmeyeceği” gerçeğidir.

Bu konuda en net örnekleri fast-switch olarak bilinen kaslar ve enerji sikluslarında gözlemleyebiliyoruz. Çünkü Tip 2 olarak bilinen bu kaslar hızlı kasılır, güç açığa çıkarır ancak tüm bu pozitif edinimlerine rağmen “çabuk yorulur”. Burada çabuk yorulması sprinter için bir anlam ifade etmez. Zira yorulma eşiğini yakalayana kadar müsabakayı sonlandırmıştır.

Yapılan araştırmalar şunu göstermiştir. Genetiğin en büyük tesir ettiği etki alanlarından biri tip 2 kas tipi ve çalışma pratiğidir. ACTN3 ve ACE genleri üzerine doğrudan müdahale eden genetik faktörlerin sporculara özellikle patlayıcı güç açığa çıkarma hususunda avantajlar sağladığı gözlemlenmiştir.

Patlayıcı kuvvet açığa çıkarmak ve genetik avantaj

ACTN3 geni yoğun olarak fast-switch kas formunda bulunmaktadır. Bu gen üzerinde R-577XX olarak bilinen bir varyantı kas için gerekli bilinen a-actinin 3 proteini üretimini mümkün kılar. ACE geni ise anjiotensin-1 denilen formasyonu anjiotensin-2 formasyonuna dönüştürme avantajı sağlar. Bu başkalaşımın kan basıncı regülasyonu ve fiziki performansa -özellikle patlayıcı- etkisi olduğu tahmin edilmektedir. 2009 yılında yapılan bir çalışma, 200’den fazla yetkin atletin katılımıyla gerçekleştirilmiş ve aynı gen üzerinde 20’den fazla varyasyon bulunmuş.

Özellikle ACTN3 geni için Yang ve arkadaşları tarafından 2004 yılında gerçekleştirilen bir çalışma, sporcunun performansına etkisini kanıtlamış vaziyette. Hal böyle olunca iki genin yoğun etkinliği, çalışmalar ile desteklense de herkesin ortak bir kanaati var. Sporcunun genetik avantajı olsun, olmasın “eğitilebilir” olması her şeyden daha öte. Çünkü bu genlerin sunduğu avantajlar, eğitilebilir bir alt yapıya sahip olmasından mütevellittir.

Genetik avantajı olan sporcu her zaman avantajlı mıdır?

Genetiğin sporcuya pozitif edinimler sağlayabileceği konusunda bilim dünyasının genelinde kabul görür bir tavır söz konusu. Ancak tüm bunlara ilave edilecek en önemli husus, genetik kazanımın “başarıya” giden yolda bir aksesuar vazifesi üstlenecek konumda oluşudur. Çünkü araştırmaların edindiği bir başka sonuç, çevresel kazanımların ve sporcunun fonksiyonel antrenman programlarının başarıya ulaşma konusunda en az genetik kadar önemli olduğudur.

Kısacası, biz sportif bir faaliyette başarılı olmak istiyorsak şunu öngörebilmemiz lazım. Genetik testler sporcular için sürekli olarak idame edilebilir, kontrol edilebilir olsa da geneli itibariyle başarıyı garanti etmez. Bu bir ham maddedir. İşlemesi, ürünün ortaya çıkarılması ve sporcuya pozitif edinim sağlayabilmesi gerçekten etraflı ve kusursuz bir çalışma pratiği ile mümkün olabilecektir.

Kaynakça;

Genetic influence on athletic performance, Curr Opin Pediatr. 2013 Dec; 25(6): 653–658.

Yang N, MacArthur DG, Gulbin JP, et al. ACTN3 genotype is associated with human elite athletic performance. Am J Hum Genet. 2003 Sep;73(3):627–31

Ahmetov II, Fedotovskaya ON. Current Progress in Sports Genomics. Adv Clin Chem. 2015;70:247-314. doi: 10.1016/bs.acc.2015.03.003. Epub 2015 Apr 11. Review. PubMed: 26231489.