bel ağrısı

Her şey olması gerektiği gibi giderken, bu ağrı birden nasıl belirdi? Hatta 45-50 yıldır ağrımayan bel, ne değişti de ağrı ile bana bir şeyler anlatmaya çalışır hale geldi? Bu soruların yanıtları oldukça komplike bir soruna ışık tutsa da, bakış açısının yanlışlığını da gözler önüne sermektedir. Zira bel ağrısı da birçok sağlık problemi ile bazı dinamiklerin değişimiyle, olgunlaşmış zemininden de güç alarak büyük bir problem haline dönüşebilir.

Her şeyden önce ağrı deneyimini anlamak ve onu değerlendirmek büyük bir önem arz etmektedir. Herkesin kabusu olmaya aday ağrı, aslında sanıldığı gibi bir “evil” konumunda mıdır?

Ağrı neden olur?

Ağrının çoğu zaman bir hasara veya travmaya bağlı geliştiğine dair inanış, haksız temellere dayanmaz. Bilakis çoğu zaman elinde kuvvetli argümanlar bulundurur. Ancak ağrıyı bu şekilde değerlendirmek ve bu kalıp içine entegre etmek, onu yüzeyselleştirmek demektir.

Aslında insan vücudu çoğu zaman bir referansa ihtiyaç duyar. Aldığı görsel, işitsel veya temassal duyuları yorumlayarak sizi var olduğunuz evrende güvende tutmaya gayret eder. Çoğu zaman bu yaklaşım farkında olmasanız da sizi fiziki zararlardan korur. Örneğin görsel alanınızın dışında kalan bir sahada keskin ve sivri bir zemin olduğunu öngörelim. Oraya farkında olmadan ilk adımınızı attığınızda ve bu beklenmeyen bir durumsa, vücudunuz bunu “acil durum” olarak irdeler ve sizi koruyabilmek adına oldukça etkin ve hızlı bir yanıt zinciri oluşturur. Bu tamamen kontrolünüz dışındadır. Bu girdiyi sağlayan nosiseptörler aldıkları bu girdileri, üst merkezlere göndererek yorumlamaya açık hale getirir ve alınan girdinin dozajına göre beyin ani bir şekilde karar vermek zorundadır. Ağrının en kısa vadede mekanizmasını özetleyen örneklem budur.

Burada ağrının emosyonel yanıtlara açık halde olduğunu görmezden gelmek büyük bir travma anlamına gelir. Şöyle ki, siz üzüntülüyseniz ağrılarınız belirginleşir, mutluysanız ise tam tersi. Aslında burada ağrı yanıtının gelişimine etkinliğini sorgulamaktan ziyade karşılıklı bir etkileşimden söz etmek gerekir. Siz mutluysanız ağrı azalır, karamsar bir ruh halindeyseniz ağrı artar. Çünkü ağrı subjektif bir veridir ve sunduğu algısal veri, kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir.

Ağrının size “acil durum” sinyali vermesi veya bir düzeltme reaksiyonu olarak ortaya çıkması çoğu zaman travmatik bir bileşen ihtiva etmez. İşte olay zincirinin kırıldığı nokta da tam burasıdır. Çünkü özellikle bel ağrısı günlük yaşantınızı büyük ölçüde etkiler ve katlanılması bir hayli güçtür. Oysa ki, bel ağrısını bu denli büyük bir düşman olarak yorumlamak teknik olarak hatalar içerir mi?

Bel ağrısı nedenleri

Bel ağrısının nedenleri sorgulanırken genellikle son birkaç hafta veya ay hasta tarafından sorgulanır. “3 hafta önce çamaşır asmıştım, o sıra bir ses geldi sanırım ondan!“, “Arabanın tekerleklerini garaja yerleştirirken bir gariplik olduğu belliydi, dikkat etmedim!” veya birçok önerge. Tüm bunlar detaylı analiz edilirse aslında bir suçlu aranmaktadır ve bulduk da diyebiliriz. Kesinlikle o suçlu, adımız kadar eminiz. Peki gerçek böyle mi?

Aslında gerçek bundan biraz bağımsız. Evet, akut ağrılar şüpheci yaklaşımınızdan kısa süre sonra başladıysa tetikleyici olabilir ancak çoğu zaman yeterli değil.

Aşırı kullanım ve dinlenmeme ile bel ağrısı ilişkisi

Burada bilmeniz gereken en temel husus, kaldırılan ağırlıktan kadar deneyimlenen tekrar sayısının elzemliğidir. Çünkü basit bir örnekle açıklamak gerekirsek; 20 kilogramı rahatlıkça kaldırabilen bir insan olduğunuzu öngörelim. Bunu 1,2,3…,17 kez başarıyla yapabilirsiniz. Ancak atladığınız bir detay var. Yükü göğüslemesi gereken kaslar her tekrarda yorgunluğun da yarattığı tesirle olayı mekanik bileşenlere devretmeye başlar. (Omurga vb)

Gözden kaçırma  Kas erimesi nedir? (Kas erimesi belirtileri)

Birçok zaman bu atlanılır. Ağırlık ve tekrar sayısı önemsizmiş gibi atlanır. Bu yüzden bel ağrısı nedenleri denildiğinde ilk akla gelecek olgu hiç şüphesiz “overuse” ve “özensiz kullanım” pratiğidir. Bu konu oldukça önemli ve dikkat edilmesi gereken bir tablodur.

Ofis çalışanı olmak ve bel ağrısı

Ofis çalışanlarının bel ağrısı yaşama yüzdesi, birçok meslek grubuna göre oldukça yüksektir. Ancak bu kısır döngüyü aşabilmek için oldukça başarılı metotlar mevcut. Punnet ve arkadaşları 1991 yılında mesleklerin postüral dinamikleri ve herhangi bir objeyi kaldırma konusunda gereklilikleri araştırdı. Bu araştırma kapsamında 21 ile 45 derecelik gövde fleksiyonu, 45 dereceden büyük gövde fleksiyonu ve 20 derecelik rotasyon (dönme) veya yana eğilme formasyonlarına gereksinim duyulan meslekleri sınıflandırdılar. Ve sonuçta ofis çalışanı olmanın bel ağrısı için bir zemin hazırladığını tespit ettiler.

Kelsey ve arkadaşları tarafından yapılan bir diğer araştırmada ise uzun süreli oturmanın (ofis çalışanı olmanın bir diğer yansıması) bel ağrısı için önemli bir köken oluşturduğunu kanıtladı.

Son olarak yine ofis çalışanlarının sıkça maruz kaldığı bir diğer fiziki stres olan itme, çekme, yük kaldırma gibi eylemlerinin de NIOSH tarafından zararlı olduğu ve bel ağrısı sebepleri arasında gösterilebileceği 1981 yılında raporlandı.

Kaç kiloya kadar ağırlık kaldırmak sağlıklı?

Aslında bu konuda birçok araştırma söz konusu. Ancak bunu bireyselleştirip, bir kategorizasyona maruz bırakmak bilimsellikten ve mantıktan bir hayli uzak olacaktır. Optimal biyomekanik aksam üzerinde 6800 N’luk etkiyen kuvvete ulaşan çalışmalar (Herrin ve arkadaşları) olsa da net bir rakam telaffuz etmek kişiselleştirilememekten dolayı oldukça kusurlu olur. Ancak bilim dünyası bel ağrısına sebebiyet verecek kuvvet dozajlarını daha kolay ve akılda kalıcı şekilde sınıflandırmış vaziyette.

  • Çok ağır kaldırma
  • Çok hafif kaldırma
  • Tek seferde çok tekrarla kaldırma
  • Çok uzun süre aktif şekilde tutma

Bel ağrısını geçirmek için neler yapılabilir?

Şüphesiz bu uzun bir yolculuk ancak bu yazıyı bir yazı dizisi olarak kurguladığımız için size bu konuda önerilerle hoşçakalın demek isteriz. Bel ağrısı olduğunda ve bunun bazı bileşenleri açığa çıktığında bir doktora görünmeniz kesinlikle gerekli. Ancak şikayetleriniz geçici formasyondaysa aşağıdaki uygulamalar sizi bir süreliğine rahatlatabilir.

  • Germe yapın. Germe nasıl yapılır adlı yazımızda sizler için bu durumu olabildiğince özetlemeye çalıştık.
  • Ofis çalışanıysanız 30 dakikadan fazla süre zarfında oturmayın. 30 dakikadan fazla sürede de ayakta durmayın. Bu iki lokomotor aktiviteyi iç içe geçişli biçimde devam ettirmeye gayret edin.
  • Oturma pozisyonunuzu ve oturma postürünüzü koordine etmeye çalışın. Bunun için gerekirse profesyonel birine danışmaktan çekinmeyin. Zira oturma eylemi genellikle kasların ayakta durmaya göre çok daha pasif olduğu bir süreç olduğundan ve uzun süreli devam ettirildiğinden ağrının başlangıcına veya bazı kasların spazma gitmesine sebebiyet verebilir.
  • Stres faktöründen olabildikçe uzaklaşın. Biliyoruz, birçok sağlık yaşam uzmanı size bu konuda olabildiğince tavsiyede bulunun. Hatta o kadar çok sık vurgulanan bir konumdadır ki, insanlar bunun “kaçamak” bir cevap olduğunu düşünür. Oysa ki, insanın biyopsikososyal bir model olduğunu öngörürsek, ağrının psikolojik tablonuzdan etkileneceğini düşünmemek çılgınlık olur. Yazımızın başında bahsettiğimiz üzere ağrı yanıtı subjektiftir ve kişiden kişiye değişir. Kişiden kişiye değişen bir olgunun sizin ruh halinizden etkilenmeyeceğini öngörmek çılgınlık olur değil mi?
  • Postür kavramına ve vücudunuzun da adaptasyonlar bütünü bir yapı olduğuna odaklanın. Özellikle otururken, kasları büyük çoğunlukla pasifize ettiğiniz bir pozisyonda muhtemelen ilk ayağa kalkma veya otururken dahi ağrıyla karşılaşacaksınız. Onun için doğru oturma postürü, ayakta durma postürü ve hatta günlük yaşamda idame ettiğiniz paternde fiziki pozisyonunuza önem göstermeye gayret edin.