Ağrının önemi

Ağrı’yı Hisettiğimiz İçin Sanslıyız..

Başlığı bile okurken ‘ağrı’ aslında hiç birimizde güzel anılar ya da düşünceler çağrıştırmıyor. Hatta bir çoğunuzun suratını ekşittiğini hissediyorum. Aslında en basit tanımlama ile ağrı, Yaralanmış veya deformasyon potansiyeli olan dokulardan kaynaklanan arzu edilmeyen duyusal ve emosyonel karmaşık bir deneyimdir. Burada emosyonel ve karmaşık deneyimin altını çizmek isterim.

Ağrı Tanımı Kişiden Kişiye Değişiyor ..

Hepimiz için ağrı hoş olmayan bir durum olsada aslında tek tek ağrının sizin aklınızda oluşturduğu tanımı yapmanızı istesem her biriniz farklı tanımlamalar yapacaksınızdır. Bunun sebebi de her birimizin aslında ağrı ile geçmişi, yaşadığı travma, ya da duygusal ve mental durumu farklılık gösterir. Örneğin bir erkek ya da kadının aynı şiddetteki ağrıya verecekleri yanıt aynı değildir. Cünkü ağrının eşiği hem cinsiyetler arası hem de bireyler arası farklılık göstermektedir. Bu bağlamda ağrı, kişiden kişiye, yaşanılan olaylarla değişiklik gösteren bir deneyim sürecidir aslında.

Ağrı Koruyucu Bir Alarımdır…

Bir başka değişle ağrı, sıklıkla yaralanma veya hastalık varlığında ortaya çıkar.  Uyarıcı etkisi ile sorunun daha fazla ilerlemesini önlenmekte ve problemin tedavisinde rol almaktadır. Vucudun iyileşme sürecini destekler. Tüm bu durumlarda ağrının kendisi yardım, kaçınma veya dinlenme arayışları ile hayatta kalma konusunda çok değerli görev görür. Söylede düşünebiliriz, vücudunuzun bir yerinde yaralanma ve hasar var ama siz ağrıyı hissetmezseniz o bölgeyi korumak veya tedavi etmek için hiç bir çaba göstermezdiniz ve böylelikle yaralanan doku hasarı giderek artış gösterirdi. Yani ağrılar vücudumuzun koruyucu bir alarm reaksiyonudur desek çokda yanılmış olmayız.

Beyin Çok Akıllı…

Biz fizyoterapistler kısa süreli bir yaralanma varsa örneğin yeni oluşmuş bir bel ağrısı bunun altta yatan mekanik sebebini erken dönemde farkedip çözmek isteriz çünkü var olan ağrının süresinin uzamasını, akut (kısa süreli) ağrının, kronik (uzun süreli (3 ay’dan fazla)) ağrıya dönüşmesini istemeyiz. Bunun bir çok mekanizması olmasına rağmen uzun süreli yani kronik ağrılar, fazla uyarı sebebiyle ağrı eşiğimizi düşürmekte ve bizi ağrılara karşı daha dayanıksız hale getirmektedir. Bu konuda beynimizde son derece akıllıca davranıp, ağrı süresi uzadığında bu ağrıyı yukarda kodlayıp yani öğrenip, bize stress altında saldırı olarak kullanabiliyor. Örneğin kendinizi düşünün geçmişinizde yıllar önce var olan ve aylar sürmüş bir ağrınız illa ki vardır. O ağrıya sebep olan etkenler bir şekilde tedavi olmuştur fakat geçmiş zamanda ağrınız uzun sürdüğü için beyniniz bunu kodlayıp kaydetmiştir. Bir köşede sinsice onu tutuyordur. Ne zaman ki siz emosyonel, duygusal bir sorun yaşarsınız veya bu iş, aile, maddi bir sıkıntı da olabilir, işte o zaman beyniniz, o kadar akıllıdır ki, aynen şöyle der ‘Benim bir yerlerde sakladığım geçmişte uzun süren bir ağrım vardı zaten şu aralar stressliyim onu gündeme getireyim’ ve siz geçmişte geçtiği zannettiğiniz ağrıyı tekrardan hissedersiniz çünkü beyniniz o bölgedeki kasları kasarak spazmı artırıyordur. Bu nedenledir ki ağrılar emosyonel bir deneyim sürecidir. Bir çok durumdan etkilenmektedir. Ağrıyı başlatan mekanik (yaralanma, kesi, darbe, vs..) bir neden olsa da kişinin duygu durumu stresi ağrının şiddeti ve süresi, beynimizde ağrı kodlanmasında ve hissedilmesinde etkilidir.

Ağrınıza Kulak Verin ve İyileştirin !

İnsan BİYOPSİKOSOSYAL bir varlıktır. Hiç bir şey tek başına etki etmiyor ve yaşanılan herşey, sosyal çevre, fiziksel durum, psikolojik durum birbiriyle bağlantı içindedir.  Sözlerimin sonuna gelirken özetle demem o ki, ağrınız bir alarm mekanizması buna kulak verin!. Ağrınız varsa ve bunu hissedecek kadar şanslıysanız mutlaka gerekli tedavileri en erken dönemde yapın. Ağrı süresi uzamadan beyin onu farketmeden ve kodlamadan ağrı döngüsünü kırın! Ağrıyı hissedin ve iyileştirin!

Gözden kaçırma  Uyku getiren şeyler: Egzersiz, beslenme, alışkanlıklar